21 Haziran 2015 Pazar

TATİL KRİZİ- Wattpad

                           Tatil geldi boş geldi

 Uzun tatile girdiğim andan itibaren, günlerimde bir aksaklık başlar. Cumartesi mi Çarşamba mı olduğunu karıştırırım. Bunun nedeni yaz tatilimde özenle sürdürdüğüm işsizliğimden olabilir tabii ki.
     Tatilimi Düzce'de geçiriyorum. Fena değil aslında, buranın dağlarıydı, havasıydı itiydi derken bir hoş oluyor içim. Ta ki fındığa, toza, güneşe ve her adını bilmediğim bitkilere olan alerjim pis bir sırıtışla yüzünü bana göstermeye başlayana kadar. O zamanlar da güzel sayılır, hadi bu kızımızın iyice canını çıkaralım deyip, çim de biçilince biter bu güzellik.  
                      Güneşten kaçınmak için evde oturup, çok sevdiğim bir ablamdan hediye olan kitabımı okurken, nereden gelip de aklımı dağıttığı meçhul böcek sesinden huzursuzlaşmıştım. Yine başka bir hediye olan tabletime bakınırken, haydi bir oyun yükleyeyim diye mağazayı açtığımda, en nefret ettiğim uygulamayı önerdi bana editör; Wattpad! 
                        Bu uygulamayla tanışmam, okuldan bir arkadaşımın önerisiyle indirmem ile başlamıştı. İşte klasik laflar söylemişti, ücretsiz romanlar, güzel yazılar vs. Ben de bu fırsattan yararlanıp, kendi romanımın birkaç bölümünü burada paylaşıp, insanların tepkisini ölçeyim deyip, hesap açmışım. Keşke sadece göz gezdirip silseymişim. En populer hikayeleri okudukça sinirleniyor, nasıl insanların böyle şeylerden zevk aldığını anlamaya çalışırken beynimde patlamalar yaşanıyordu. Bana göre saçmalığın kraliçesiydi bu uygulama. Devamında yazacaklarım, göze kibirli ve ön yargılı bir insanın sözleri gibi gelebilir, gelsin de o halde.
   Ben şuana kadar böyle saçma ve ergenliğin bahane edilmiş aptallık hikayeleri duymamıştım. Kötü çocukların baş kahraman olduğu popularlikten çatlayan kusmuk tadında tiksinç romanlar mı ararsınız, romantik hikaye yazacağım diye olay örgüsünü çiğneyip tükürmüş yazarlar mı ararsınız, işte hepsi orada. Ben iddia etmiyorum ki, her sözcüğüm Türk dil kurumunca onaylanmış, her noktalama işaretlerini en doğru yerde kullanmış bir insanım. Ama oradaki düşük seviyeli yazarlar kadar da katletmedim bunları. 

              Okurken gözlerinizden başlayıp beyninize

             doğru ilerleyen bir acı hissedeceksiniz!

Yirmiye yakın hikaye bitirdim orada, dayanamadım sildim uygulamayı. 
 Bu dünyada yaşayan ve yaşamı son bulmuş pek çok yazar var iken bu uygulamayla kendilerine yazar diyen insanların bu kadar sevilmesi gerçekten hayal kırıcı bir olay. Zihnine ve ruhuna bir şeyler kazandıracak kitaplar var bu dünyada. Hiç bir akademik kazanç sağlamayan ama kalbimizi titreten romanlar da var. Uğultulu Tepeler'i okumamış birkaç yüz kişi yüzünden hiç bir değeri olmayan

hikayelerin basılması ve sözde edebiyat severleri tarafından modern edebiyatın en güzel eserleri!!1! denilen bu iğrenç hikayelerin yazarları da pekala kendilerine yazar diyebiliyorlar. Sabahın bu saatinde interneti bulmamla beraber, düşüncelerimi aktarmaya başlamam uykumu da pek güzel kaçırdı.  
    Demek istediğim şey, önüne gelen yazmasın değil, hissederek, araştırarak, bir amacınız olarak yazın lütfen demek. Okuduğumuz şeyler mantık hatalarından göz yaşartmasın. İki kelimeyi biçimsiz olarak bir araya getirdiniz diye omuzlarınız göklere çıkmasın. Benim gibi kitap seven kişileri üzmeyin. Bari harcadığınız saatleriniz, insanın duygularını uyandırsın, zihnini kurcalasın...

12 Haziran 2015 Cuma

GECİKEN GÜNCEL- ŞİMDİLİK

     

Yazıma şuanda dinlediğim şarkıyı şuraya bırakarak başlıyorum.

  Paulo Coelho'nun "Veronika Ölmek istiyor" eserinden bahsedecektim aslında ama, beklediğimden daha uzun oldu. Ben de kitaptan bir kaç karakter seçip farklı başlıklara ayırarak yazdım yazımı. Yani yazıyorum... Bitmeden de burada paylaşmak istemedim. Günlük hayatımda şu sıralar koşuşturan koşuşturana tam bir kaos hakim. Günümüzdeki gençliğe ters düşen bir şekilde bir haftadır bilgisayarımı açma fırsatım olmadı. Öyle ki yeni kitabıma dün başlayabildim. Bu yazım boş geçmesin diye izlediğim bir filmden bahsedeceğim size.

                      COLORFUL


Colorful bir çizgi-filmdir. Umarım ön yargıyla yaklaşmazsınız. 
Günahkar bir ruh, öldükten sonra 
ikinci bir şansı olduğunu öğrenir. Ama bir şart vardır.  Hiç tanımadığı bir bedene girecek ve kendi yaşamında yaptığı günahı arayacak.
Makato Kobayashi adlı 14 yaşında bir ortaokullu öğrencinin vücudunda tekrar hayat bulur.
 Animede sırlar hakim ve izlemek isteyenler için  heves kaçıran biri olmak istemiyorum.
Ama benim gerçekten çok hoşuma gitti ve garip bir biçimde umutlandırdı.
"Bu dünyada var olman gerekiyor."
Bu cümle beni o kadar duygulandırdı ki anlatmakta zorlanıyorum. Film boyunca gerçekten herkesin başına gelebilecek haksızlıklar ve aile sorunları öyle güzel işlenmişti ki  kendimi hiç zorlanmadan Makoto'nun yerine koymuştum. Makoto sorunlu bir çocuktu. Ergenliğe yeni girmiş, güzel olmayan, asosyel bir çocuk. Aynı zamanda ailesindeki sırları biliyor, sevdiği kız ise gözünün önünde para için yaşlı adamlarla buluşuyordu.  Günahkar ruh ilk başlarda şu soruyla karşımıza çıkıyordu " Makoto neden intihar etti?"
İnsanlar neden ölmeyi ister? 
6 ay boyunca bunu arayacağız filmde. Dünyada yerimiz olup olmadığını. İnsanların aklındaki sorular, neden yaşıyorum, ben gerekli miyim?  İşte Makoto gereksiz olduğuna karar verip intihar etti. Filmde öğreniyoz ki, Makoto'nun annesi, babasını aldatıyor, ve Makoto bu kendi gözleriyle görüyor. Abisi garip bir şekilde kendisinden nefret ediyor. Babası ise ya saf ya da ailesinde olanları görmezlikten geliyor. Makoto her sınıfta olan bir karakter yerine geçiyor, Sınıfın eziği. Sessiz, içsel bir çocuktu çünkü. Her gün ona işkence ediyorlar. Çizdiği resimlere bile saygısı yok insanların. 
O kadar yalnızdı ki. Yukarıdaki resimdeki çocuğun adı PuraPura. Makoto'nun eşlikcisi, dünyada ne aradığını ona bildiren bir ruh. Melek gibi  durduğuna bakmayın, çünkü o da günahkar bir ruh ve Makoto'nun şuanda yaptığı görevi yerine getiremeyip cezalandırılmış biri.
Sonuna geldiğimizde bir şey öğreniyoruz. PuraPura gunahkar ruhun cezalandırıldığını söyler. Böyle ezik bir çocuğun bedeninde olmasının tek bir açıklaması vardır, dünyada yapılabilecek en büyük şeyi yapmıştır Günahkar ruh. 
Kendini öldürmüştür.
Şuanda yaşadığı beden de zaten onun önceki hayatıdır. 

     Her insan farklıdır. Herkesin birden çok rengi vardır. Artık yaşamımızda hiç bir değerli haltın kalmadığını düşündüğümüzde bile en derğerli varlığın kendimiz olduğunu unutmamamız gerek. Nasıl biz başka insanlardan yardım alıyorsak, başka insanlar da bizden yardım alıyorlar. Hiç bir şey için nedenimiz yoksa da ailemiz için ayakta kalmamız gerek, diyor gibi geldi bana. Daha bir sürü anlam da çıkarabilir insan. Kendiniz izleyiniz diye link http://www.turkanime.tv/bolum/colorful
Uzun zaman önce izlediğimden ve yeterli vaktim olmadığından biraz baştan savma bir yazı oldu. Daha sonra güncelleyeceğim. İyi haftalar!