Anılarım.
Bu yazımda hiç bir halta yaramayan ve yaramayacak olan bir kaç anımdan bahsedeceğim. Bir de fark ettim ki güncelimi yanlışlıkla boş olarak paylaşmışım.
Küçük değildim çok fazla. Hala yaşın nasıl hesaplandığını bilmeyen bir aptal olduğumdan 13-14 diyebilirim sanırım.
Annem ölmüştü. Çok da zavallıca öldü kendisi. Anladığım kadarıyla hiç bir düzgün anısı yok.
Küçüklüğünden itibaren bence bok gibi olan bir hayat yaşadı. Bok gibi anıları var evet. Bu yazımda bok kelimesini aynı Şirinlerde "şirin" dedikleri gibi kullanacağım.İstediğiniz şekilde doldurun, ben bok diyeceğim. Her neyse. Bir gün hastaneden eve geldi.
Ne bokuna hasta olduğunu da bilmiyorum. Ama her bir bokunu aramışlardı. Test yapmadıkları yer kalmamıştı vücudunda. İşte gelmişti eve. Sarılmamıştım girdiğinde. Neden emin değilim. Sanırım babam bırakalım da bir içeri geçsin diye darlamıştı bizi. İşte konuşmuştuk biraz. Yattım sonra.
Sabah çığlık sesleriyle kalktım. Bağrışıyorlardı, koştum mutfağa. Kafası masadaydı. Kaldırdı teyzem, dudakları morarmış, bir şeyler akıyordu ağzından.
Ne bok olduğunu anlamamıştım ama altıma sıçacaktım sanırım. Yere yatırdık. Teyzem bağırıyordu uyansın vs. Kardeşim de bir köşede kendinden geçmişti sanırım, hatırlamıyorum. Bir süre geçti biz uyandırmaya çalıştık. Kardeşim çağırmış olacak ki ev kadınlarından oluşan bir topluluk evimize girdi. Onların da ağzına sıçayım. Hiç bir halta yaramayan cahiller. Teyzemin bahanesi vardır hadi. Kardeşim 9-10 yaşında ben de bahsettim yaşımdan. Bu bok kafalılar hiç bir yardım etmedi sadece baktılar.
Eğildim annemin yanına, kalbine bakmak istedim. Ama tiksindim. Dokunamadım. Neden bilmiyorum. Vücuduma şırıngayla dehşet vermişler gibiydi. Sonunda elledim. Bakmasını da bilmiyorum. Ama sertleşmişti vucudu. Bir şekilde 112yi aradım. Bir yandan da camdan bakıyorum sanki uçacaklar ben de salak. İlk meşgul çaldı ya da ona benzer bir şey oldu. Korktum yeniden. Hani bazı insanların kafataslarının içinde beyin olmaz ya, bok olur. Onlar 112yi falan arar akıllarında işletirler. Kesin öyle bir salak olduğumu sanacaklar diye korkarak aradım yeniden. İnanmayacaklar şaka yapıyorum sanıyorlar diye. İnandılar neyse ki. Bir şekilde anlattım durumu, ölümü sağmı bilmiyoruz, şöyle böyle. 15 dkda geldiler sanırım. Hm. Şimdi düşününce o kadar da geç bir saat değil. Ama o zaman sanmıştım ki 2 saat geciktiler.
Sağlık ekibi geldiğinde, hiç biri bizi arka odalara atmayı akıl edemedi. Neden şaşırıyorsam. Doktorlar gözümün önünde canlandı yeniden. Elbisesini yırttılar, masaj yapmaya başladılar. Bir şekilde kalbi çalıştı, öksürük sesi gibi bir şey geldi. Uzun bir süre rüyalarımın arka müziği olmuştur kendisi.
Bir hafta sonra da öldü.
Belki kafamdan attığımı ya da hayal ettiğimi sanacaksınız, ben de bilmiyorum. Bir arkadaşımın evinde kalmaya gidecektik. Düşünüyordum da, neden diye. Kapıdan girerken hissettim. Gözlerim doldu. Kalbim öyle acıdı ki, anlatırken bile tekrar yaşıyorum. Her zamanki gibi uyuduk oyalandıktan sonra. Ertesi gün erkenden kalktım ve salonlarında oturdum, bekledim. Babamların gelmesini.
Geldiler...
Eve gittik.
Tabut yatak odalarındaydı.
Çirkin ah ki ne çirkin bir kabuk gördüm kutuda. Kızıl saçları ile beyaz tenin tezatlığı. Şişmiş bir surat.
.
.
.
.
.
.
AH O KADAR İĞRENÇ Kİ.
Tiksinç!
Kimdi o? Annem mi?
Ruhu nerede?
ANNEM NEREDE?
Nerede?


