25 Mayıs 2015 Pazartesi

OKULLAR YAKINDA KAPANACAK- GELECEK İÇİN DÜŞÜNMENİN VAKTİ GELDİ Mİ GERÇEKTEN?

 Sıcak havalar. Nasıl bir eziyettir anlatamıyorum benim için. Ben de severim güneşi. Oh masmavi gökyüzünü. Ama ilk bir kaç haftadan sonra çekilmez oluyor. Evde oturup işleri yapmaktan başlayıp, markete gidip ekmek almak bile işkence haline geliyor. Hele de lise üçüncü sınıf olma sorunu var. Okulun kapanma tarihi yakşaltıkca beyin tırmalayan sorular da çoğalıyor, bakınız bu günlerde öğretmenimle aramda geçen bir konuşma,

Sevgili öğretmenim: Yağmur herhalde senenin başındaki gerçeksiz amaçlarından vazgeçtin?

Zavallı Yağmur: Nasıl yani hocam?

SÖ: Yani sana ne zaman sorsam yok capon edebiyatı yok yazarlık. Artık geleceğe dönük düşünmelisin ve sonra böyle şöyle saçma kaka öğ aptal kız böğ hayalperest köeh...

Tokyo Ghoul isimli mangadan bir sahne. Konusunun
yazımla pek alakası olmasa da bu repliği uygun gördüm 
ZY: Aslında felsefe de okuyabilirim gibi 

: Felsefe mi? Keffff! Bak ben felsefe severim blöh blah okunacak en güzel bölümlerden böheh oheh ama işte para olamaz pueh sen aç kalmak sonra. Evet.

ZY: ...

SÖ: ....
- Anladın mı şimdi? Gerçekçi olmak lazım.

 Öncelikle bu konuşmayı öğretmenime attığım için özür diliyorum. Bu genel olarak etrafımdaki insanların bir görüşü, temsili olarak saygı değer rehberlik öğretmenimi koydum oraya.
  İşte böyle olumsuz ve robotlaşmış düşünceler yaz geldiğinde benim için tekrardan ortaya çıkıyorlar. Evet, anlıyorum. Para önemli. Bunun gerçekten farkındayım. Şu dünyada suya ulaşmak için bile para gerekiyor. İnsanlar ilişkilerini buna göre şekilendiriyor. Kısacası para olmazsa, kısa sürede ölüm ya da ot gibi yaşamak kaderimiz. 
  Peki bu gerçekleri gören bir gencin, sadece kendi yolunu bulmaya çalışması ne kadar yanlış ve aşağılayıcı bir durumdur? Beni seven ya da sevdiğini söyleyen insanlar niçin bu kadar can yakıcı yöntemlerle ' doğru yola' beni yönlendirmeye çalışıyorlar? Ben bir insan olarak, kendimi tanımaya çalışıyorum. Bu hayatta her şeyin para olmaması gerektiğine inanıyorum. Öyle bir yol seçmek istiyorumsa, ne yapmalıyım? Benliğimi bulma çabası içindeyken bana destek olacağınıza bu genç zihnime niçin geleceğin bok olduğunu sokuyorsunuz? Benim bunun farkında olmadığımı mı sanıyorsunuz? 
 Kuyuya düşen bir adam düşünün. Kuyu evine çok uzak olmasa da, çok derin ve çıkış yolu imkansız gibi görünüyor. Günler geçip aç kaldığında, ölmek üzere olduğunda ve midesine açlıktan sancılar girdiğinde, yine de yukarıdaki o uzak görünen ışığın olduğu yere ulaşmak istemesi anormal midir? Kurtuluş yok gibi görünse de sesini duyurmayı çabalaması, hayatta kalmak için soğuk suyun içinde çırpınması anlamsız mıdır? Düşünmüyor musunuz, o adamın sesinin duyuma ihtimali olduğunu, oradan kurtulabileceğini? Ya o adam bu ihtimalleri yok sayıp, sessizce boğsaydı kendisini? 
  İşte ön yargılı ve hayattanından vazgeçmiş insanların da durumu buna benzer. Ben bir insanım ve düşünmeliyim, düşünüyorum. Hayatta tıp okuyup smzde muukteşem işler başaracak insanın bile geleceği kesin değildir. O halde bırakın, korkularım değil de bu pis dünyadaki ufak umutlarım şekillendirsin geleceğimi. Ben bıktım bu doğru olmayan konuşmaları her insanla yapmaktan. Sözde aklına realist düşüncelerle sayısal okumuş ruhu gibi zihni de bir halt etmez insanlardan taktik almaktan. 
  Ben bir insanım ve özgür olmalıyım. Düşünmeliyim, aramalıyım. Bir parça ekmek yiyeceğim diye dilimi uzatıp diğer yaratıkların pis ellerini yalayamam. İnanıyorum ki benim gibi düşünen bir sürü genç, dış baskılardan ressam olmak isterken, öğretmen, dansçı olmak isterken ise, hemşire olmuştur. Hayat her şeyin garantisini düşünerek gönlü kapalı tercihler yapmak olmamalı. 
 Demiyorum ki, geleceği düşünmeyin, anı yaşayın. Ben demek istiyorum ki, geleceğimizi bizler düşünmeliyiz, kalitesine bakarak mutsuz olmayı değil, kalitesiz de olsa köprümüz, mutluluğu aramalıyız. 

Bu fazla depresif bir yazı oldu, farkındayım. Sadece bilmem nereden gelen sıcak hava dalgaları ve bilmem nerenin zekileri yüzünden sinirlerim biraz gergin. Bir daha ki yazımda "Veronika ölmek istiyor" kitabının benim için anlamını yazacağım. Imm iyi günler?

22 Mayıs 2015 Cuma

ZAMAN ÇARKI- OKURKEN YAŞLANDIM

     




Robert Jordan Beyin epic fantastik türündeki 14 kitaplık roman serisidir. Ortalama sayfa sayısı 800 falan. Biliyorum göze korkutucu geliyor. Kitap okumayı severim ve haftada istisnasız en az 1 kitap bitiririm. İşte yine kitap bakınmak için d&r da gezinirken gözüme ilişti bu efsanevi seri. Ya dedim, bu ne biçim kitap? Seni alan nasıl okur? Niye okur? Aldım raftan ciltli miltli havalı da bi kitap da arkasına baktım fiyatı 60 tl miydi neydi. Olm siz manyak mısınız 60 tl nasıl vereyim yaeh, diye düşünürken baktım konusu da yazmıyor. Bıraktım geri yerine, çizgi romanlar bölümüne manga bakınmaya gittim. Ama bilinç altıma nasıl yerleştiyse hala bile tüylerimi diken bir kaç söz vardı kitabın arkasında.

 "ZAMAN ÇARKI DÖNER
VE ÇAĞLAR GELİR GİDER
OLMUŞ OLAN, OLACAK OLAN
VE OLMAKTA OLAN
HER AN GÖLGENİN ALTINDA EZİLEBİLİR
BIRAKIN EJDER BİR KEZ DAHA
ZAMANIN RÜZGARLARINA BİNSİN."
Git gel biraz daha zaman geçti ve sonunda paramı birleştirip aldım bu kitabı
Serinin ilk kitabının adı "Dünyanın Gözü" . Şöyle de bi havalı geziniyordum etrafta ya ben bunu bitiririm 1 haftada pöeh falan. Ya bitmedi bir türlü 3 haftaya yakın sürede bitirdim. Sorun okuyup bitirmekte değil, isteseydim öylece geçip giderdim. Ama öyle güzel tasrifleri vardı ki Dünyanın Gözü'nde. Heyecanlanıp hızlıca okuduğum sayfaları geri sarıp bir daha okuyordum. Karakterleri sanki ben mişimcesine hissediyordum. İlk defa böyle bir kitap okumuştum. O zamana kadar okuduğum kitaplar genel olarak fantastik türündeydi ve emin olun fantastik delisi olarak söylüyorum, okumanız gereken bir kitap. Efendim ben Yüzüklerin Efendisi falan da filan bilmem. Bilmem kaç defa okumaya çalışıp okuyamamış insanım. Evet o da çok güzel olabilir ama beni daha ilk cümlelerden bağlayan Zaman Çarkı serisi gibi değildir eminim. 
Neyse işte. Birazcık içeriğinden bahsedeyim. Serinin ilk kitabını bir yil kadar önce okuduğum için ilk kitabı ayrıntısıyla hatırlamıyorum. Ama kısaca:
Rand Al'Thor: İki Nehirli çiftçi ve koyun çobanı. Sanırım ilk kitapda 17 yaşındaydı ( merak etmeyin bu yaş yirmilere kadar uzanacak) Koyu kızıl saçlı, grimsi mavi gözlü uzun boylu hoş bir oğlan. Babasını çok sever ve Egwene ile sözlü. Kitabın baş karakterlerinden biri.
Matrim Couthon( Nam-ı diğer Mat): O da İki Nehirden bir çiftçi. Tam totoşunu ısırmalık hiperaktif sevimli bir genç. Birazcık kadın düşkünü. Sıradan bir görünüşü var, buğdayımsı ten kahverengi saçlar vs.
Perrin Aybara: İki Nehirli demirci çırağı. Tüm gün ağır işler yapmaktan geniş omuzlu, kaslı, ayı gibi bir oğlan. Özünde en utangaç olanı. Kahverengi kıvırcık saçları var.
Yeniden doğar ejderin
 kollarındaki simgelerin
dövmesini yaptıran bir genç
Egwene Al'Vere: İki nehirli genç bir kız. Emond Meydanındaki hancının ufak kızı. İki nehirliler genelde esmerler bu kız da öyle işte. Birazcık gıcık bir kız bence. Daha sonradan tek güçle ilişkisi olduğu ortaya çıkacak bir  tarafı kalkacak.

Nynaeve Al'meara: İki nehirdeki bir Hikmet ( Bknz: Koca karı. Şifacı. Şaman) Genç bir kadın. İnatçı bir kişiliği var.
Moiraine Damodred: İki nehire gelen ziyaretçi bir hanımefendi. Beni kendisine hayran bıraktı. Şimdi spoiler olmasın haklarında çok şey söyleyemiyorum malesef. 
Lan Mandragoran: Moiraine'nin koruması. İri yarı kurta benzetilen bir adam.
Kısaca baş karakterler bunlar. Ama daha ilk kitaptan ince ayrıntılarını bile öğreneceğimiz 100'den fazla karakter çıkacak karşımıza.

Lan ve Moiraine
ZAMAN ÇARKI EVRENİ
Burada zaman yedi çubuklu bir tekerlektir ve her çubuk bir tane Çağ'ı temsil eder. Her çağ, zaman çarkı döndükçe geçer ve efsaneleri bile unutulur, yeni bir çağ başladığında o Çağ'ın aslı nereden gelir unutulmuş olur. Her Çağ'ın deseni olur ve bunlar çok az farklılık gösterir bir öncesine göre. Ama her seferinde koccaman değişikliklere açıktır bu desenler. Fakat ki her seferinde insanlar farklı bir Çağ yaşadıklarını düşünseler de bu bir önceki Çağ ile aynıdır.
Yeniden Doğan ejder diye bir olgu var bu dünyada. Söylentilere göre dünya karanlığa düşerken tekrardan doğacakdır Ejder dünyayı kurtarmak için. Ama bu Ejderler her seferinde oldukça tehlikeli güçleri olan ve delirmek kaderleri olan adamlardır. Yani halkları mutlu değildir her ne kadar tek kahramanları olacak olsa da bu kişi.
Karanlık Varlık ve Işık'ın savaşını anlatır bu seri. Çark döndüğü süreler boyunca sayısız kez birbirleriyle savaşmış bu iki tarafın da manyak güçlü adamları vardır. Yani, teker teker ele almayalım, tüm dünyanı düşünün, kardeşiniz bile Işık'a hizmet etmesi gerekirken Karanlık varklık'a hizmet ediyor olabilir. Ama ben bunu biraz geç anladım ki, illa bir kişinin Işık'a hizmet ediyor olduğu için iyi bir kişi olması gerekmiyor. Aynı şey karşı taraf için de geçerli. Bu dünyada Aes Sedailer, Trolloc denen minotora benzettiğim yaratıklar var. Ve çok büyük çoğunlukta Anaerkil toplumlar var. Buradaki kadınları kesinlikle küçümsememesi gerektiğini daha küçükken öğrenir ufak tombiş pipişliler. Öyle pis entrikalar döner ki, tam biz unutmuşken iki kitap sonra karşıma yeniden çıkar.
Gerçekten zor spoiler vermeden içeriğini anlatmak. Kesinlikle okumanız lazım. Bir bölümde kibirli bir kraliçenin kafasındayken, diğer bölümde deliren bir adamın çaresizliğini, öbür bülümde ise bir anne adayının hislerini içine işletiyor. Ve yalnızca aksiyon dolu bir kitap değil. İnsanların akıllarında olan ve bir türlü cevaplandıramadığı öz soruları da karşımıza çıkarıyor. Hayatın anlamını bile sorgulattı bana.
Kitapların sırayla isimleri;
1. DÜNYANIN GÖZÜ
2 . BÜYÜK AV
3.YENİDEN DOĞAN EJDER
4. GÖLGE YÜKSELİYOR
5.GÖĞÜN ATEŞLERİ
6.KAOS LORDU
7.KILIÇTAN TAÇ
8.HANÇER YOLU
9. KIŞIN YÜREĞİ
10.ALACAKARANLIK KAVŞAĞI
11.DÜŞ HANÇERİ
12. FIRTINA TOPLANIYOR
13.GECEYARISI KULELERİ
14. IŞIĞIN ANISI.
Duyduğuma göre 0. bir kitap da varmış Yeni Bahar diye. Ve bize zorluk olmasın diye her kitabın arkasında zaman çarkı evrenine özgü kelimelerin anlamları ve karakterleri yazan yaklaşık 15 sayfalık bir sözlük bulunuyor. Yeni Bahar diyordum, daha araştırmadım ve okumadım ne olduğunu. 12. kitap ve devamı Brandon Sanderson diye bir yazar tamamlıyor. Ne yazık ki Jordan 2007 yılında serisini bitiremeden ölüyor. Bir sözü var ki tüylerimi diken diken eden, gözlerimi dolduran;
 "TABUTUMUN SON ÇİVİSİ ÇAKILANA KADAR YAZACAĞIM!" 
İşte aynen öyle de yaptı. Öldüğü güne kadar editörü ve aynı zamanda karısı olan bayana her planını ses kayıdına aldılar. Yüzlerce sayfa taslak yazıldı ve Brandon ile anlaşma yapıldı. Jordan öldüğünde bile bizleri boşlukta bırakmak istemedi. Böyle idealist ve hayran olunacak bir adamdı işte.
Daha sonraki yazılarımda kitapları teker teker inceleyip burada paylaşmayı planlıyorum. Yazım hatalarımı yok sayınız, ufak bir tanıtımını yaparken bile heyecandan neler yazdığımı ben de bilmiyorum. Şuan 13. kitaba başlayacağım, seri bittiğinde teker teker yazarım heralde diye düşünüyorum.
Benim kitaplarım( yanlışlıkla üçüncü ve dürdüncü kitabı ciltsiz spariş vermişim :(