Sıcak havalar. Nasıl bir eziyettir anlatamıyorum benim için. Ben de severim güneşi. Oh masmavi gökyüzünü. Ama ilk bir kaç haftadan sonra çekilmez oluyor. Evde oturup işleri yapmaktan başlayıp, markete gidip ekmek almak bile işkence haline geliyor. Hele de lise üçüncü sınıf olma sorunu var. Okulun kapanma tarihi yakşaltıkca beyin tırmalayan sorular da çoğalıyor, bakınız bu günlerde öğretmenimle aramda geçen bir konuşma,
Sevgili öğretmenim: Yağmur herhalde senenin başındaki gerçeksiz amaçlarından vazgeçtin?
Zavallı Yağmur: Nasıl yani hocam?
SÖ: Yani sana ne zaman sorsam yok capon edebiyatı yok yazarlık. Artık geleceğe dönük düşünmelisin ve sonra böyle şöyle saçma kaka öğ aptal kız böğ hayalperest köeh...
![]() |
| Tokyo Ghoul isimli mangadan bir sahne. Konusunun yazımla pek alakası olmasa da bu repliği uygun gördüm |
ZY: Aslında felsefe de okuyabilirim gibi
SÖ: Felsefe mi? Keffff! Bak ben felsefe severim blöh blah okunacak en güzel bölümlerden böheh oheh ama işte para olamaz pueh sen aç kalmak sonra. Evet.
ZY: ...
SÖ: ....
- Anladın mı şimdi? Gerçekçi olmak lazım.
Öncelikle bu konuşmayı öğretmenime attığım için özür diliyorum. Bu genel olarak etrafımdaki insanların bir görüşü, temsili olarak saygı değer rehberlik öğretmenimi koydum oraya.
İşte böyle olumsuz ve robotlaşmış düşünceler yaz geldiğinde benim için tekrardan ortaya çıkıyorlar. Evet, anlıyorum. Para önemli. Bunun gerçekten farkındayım. Şu dünyada suya ulaşmak için bile para gerekiyor. İnsanlar ilişkilerini buna göre şekilendiriyor. Kısacası para olmazsa, kısa sürede ölüm ya da ot gibi yaşamak kaderimiz.
Peki bu gerçekleri gören bir gencin, sadece kendi yolunu bulmaya çalışması ne kadar yanlış ve aşağılayıcı bir durumdur? Beni seven ya da sevdiğini söyleyen insanlar niçin bu kadar can yakıcı yöntemlerle ' doğru yola' beni yönlendirmeye çalışıyorlar? Ben bir insan olarak, kendimi tanımaya çalışıyorum. Bu hayatta her şeyin para olmaması gerektiğine inanıyorum. Öyle bir yol seçmek istiyorumsa, ne yapmalıyım? Benliğimi bulma çabası içindeyken bana destek olacağınıza bu genç zihnime niçin geleceğin bok olduğunu sokuyorsunuz? Benim bunun farkında olmadığımı mı sanıyorsunuz?
Kuyuya düşen bir adam düşünün. Kuyu evine çok uzak olmasa da, çok derin ve çıkış yolu imkansız gibi görünüyor. Günler geçip aç kaldığında, ölmek üzere olduğunda ve midesine açlıktan sancılar girdiğinde, yine de yukarıdaki o uzak görünen ışığın olduğu yere ulaşmak istemesi anormal midir? Kurtuluş yok gibi görünse de sesini duyurmayı çabalaması, hayatta kalmak için soğuk suyun içinde çırpınması anlamsız mıdır? Düşünmüyor musunuz, o adamın sesinin duyuma ihtimali olduğunu, oradan kurtulabileceğini? Ya o adam bu ihtimalleri yok sayıp, sessizce boğsaydı kendisini?
İşte ön yargılı ve hayattanından vazgeçmiş insanların da durumu buna benzer. Ben bir insanım ve düşünmeliyim, düşünüyorum. Hayatta tıp okuyup smzde muukteşem işler başaracak insanın bile geleceği kesin değildir. O halde bırakın, korkularım değil de bu pis dünyadaki ufak umutlarım şekillendirsin geleceğimi. Ben bıktım bu doğru olmayan konuşmaları her insanla yapmaktan. Sözde aklına realist düşüncelerle sayısal okumuş ruhu gibi zihni de bir halt etmez insanlardan taktik almaktan.
Ben bir insanım ve özgür olmalıyım. Düşünmeliyim, aramalıyım. Bir parça ekmek yiyeceğim diye dilimi uzatıp diğer yaratıkların pis ellerini yalayamam. İnanıyorum ki benim gibi düşünen bir sürü genç, dış baskılardan ressam olmak isterken, öğretmen, dansçı olmak isterken ise, hemşire olmuştur. Hayat her şeyin garantisini düşünerek gönlü kapalı tercihler yapmak olmamalı.
Demiyorum ki, geleceği düşünmeyin, anı yaşayın. Ben demek istiyorum ki, geleceğimizi bizler düşünmeliyiz, kalitesine bakarak mutsuz olmayı değil, kalitesiz de olsa köprümüz, mutluluğu aramalıyız.
Bu fazla depresif bir yazı oldu, farkındayım. Sadece bilmem nereden gelen sıcak hava dalgaları ve bilmem nerenin zekileri yüzünden sinirlerim biraz gergin. Bir daha ki yazımda "Veronika ölmek istiyor" kitabının benim için anlamını yazacağım. Imm iyi günler?




